Türk Sanatında Dün, Bugün ve Gelecek Üzerine

mehmet sağ

Dr. Mehmet Sağ

Dr. Mehmet Sağ

“Bilgi, gönüllerin heyecanıdır.”
Hz.Mevlâna

19.yüzyılın sonları ve 20.yüzyılın başlarından itibaren hemen hemen her alanda dünyayı etkisi altına alan “modernizm” felsefesi, Türkiyede de, özellikle resim alanında, yurt dışında eğitim aldıktan sonra Türkiye’ye dönen ressamlarımız, yurt dışından ülkemize ders vermek üzere davet edilen yabancı hocalar ve onların talebeleri tarafından geniş bir uygulama alanı bulmuştur. Özellikle, teknik olarak batının taklidi peşinde olan bu ressamlarımızın çoğu, konu olarak da Türk sanatının özünden giderek uzaklaşmışlardır. Sanatçılar arasında, ülkede yerleştirilmek istenen yeni sanat anlayışına karşı gelenler çıksa da, bunların uyarı niteliğindeki çabaları yetersiz ve sonuçsuz kalmıştır.

Türk sanatçılarının düne kadar taşa, duvara, halıya, kilime, deriye, kağıda v.b. gibi bir çok malzemede görselleşmiş duygu ve düşüncelerinin felsefik, sosyolojik, mitolojik, dini ve estetik derinliği asırlar öncesine giderken, yerini, yüzü batıya dönük; tamamen görsel kaygılarla hareket eden modernist felsefelere bırakmıştır.

Bu gidişten memnun olmayan az sayıdaki sanatçı, düşüncelerini farklı şekillerde dile getirmiş; Türk sanatçısının geleneğe sırtını dönerek, batı modellerini benimsemelerini zaman zaman sert bir şekilde eleştirmiştir. Bu çerçevede Elif Naci, Türk resim sanatının geleceğinin Alpler’in ötesinde değil, Toroslar’ın eteklerinde olduğunu dile getirirken, Türk sanatı adına gelinen noktayı da işaret etmektedir.

Türk milleti, Atatürk’ün önderliğinde Cumhuriyeti ilan ettikten bugüne kadar her alanda birçok sıkıntıya göğüs germiş, çözüm üretmeye çalışmıştır. Umutlarını, genç Türkiye’yi muassır medeniyetler seviyesine çıkarmak için, gerekli olan bilgi ve beceriyle yetişecek olan Türk gençliğinin emanet edildiği eğitimcilere bağlanmıştır. Peki, bu gençlere verilecek olan bilgi ve becerinin içeriği nasıl olacaktı? Bu soruya verilecek en güzel cevap, Atatürk’ün Türk milletinin güzel sanatlara olan yatkınlığına olan inancını yansıttığı şu güzel vecizesinde apaçık bir şekilde görmek mümkündür:

“Türk milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.”

İsmail Hakkı Baltacıoğlu “Resim’de Türk’e Doğru” derken, Türk milletinin derin ve bir o kadar da zengin olan kültür ve sanat tarihinden esinlenmiş, daha doğrusu bu gerçeğe inanmıştır.

Türk, resim yaptığında buram buram Türk kokmalıdır. Resmin dilini ancak, bilincinde Türk kültür ve sanat tarihinin derinliklerinden süzülerek gelen ve Türk töresi’nin tüm güzelliklerini ve heyecanını biriktirmiş bireylerin çözebileceği köklü bir yapı oluşturmalıdır. Kompozisyonlar batı ölçülerine göre değil, Türk’ün asırlardır tabiatı gözlemleyerek, akıl ve ruh dünyasına işledikleri, birçok örneklerde de görüldüğü gibi şekil, çizgi, renk, doku ve boşluk-doluluk gibi sanat elemanları ve birlik-çokluk, ahenk,  denge, zıtlık, tekrar ve vurgu gibi sanat ilkelerinin kullanılmasıyla gerçekleşmelidir.

Geleceğin güçlü Türkiye’si için oluşacak kadrolarda sanatçılara büyük görevler düşmektedir. Tıpkı Türkiye’nin çalkantılı dönemlerinde üzerlerine düşen görevleri belleklerine nakşettikleri Türklük bilinciyle eksiksiz yerine getirmiş birçok milliyetçi ressam ve sanatçılarımız gibi. Bugün bunların Türk resim tarihinde -bir kaçı hariç- adının geçmemiş olması ne büyük bir eksikliktir.

Dün milli geleneğin reddedilip, batının temel alındığı bilinç kirliliğine ve kültürel kırılmaya çok büyük etkisi olan modernizm hareketine bugün küreselleşmeyle birlikte hız kazanan kontrolsüz bilgi ve değer kaybının da eklenmiş olması, her alanda olduğu gibi resim alanında da tedbirler alınmasını gerekli kılmıştır.

Sanat eğitimi, genel eğitim içinde çok özel bir yere ve öneme sahiptir. Çocuklarımızın ruhsal, çizgisel, estetik ve zihinsel gelişimine olan katkısı özellikle içinde bulunduğumuz yüzyılda, bilim çevrelerince kabul görmeye başlanmış ve çeşitli araştırmalara zemin hazırlamıştır. Türkiye’nin bu alanda yetişecek sanatçılara olan ihtiyacını düşündüğümüzde bu alandaki gelişmelere olan dikkatimiz bir kat daha artmaktadır. Tüm bu ihtiyaçları karşılayacak milli ve manevi değerlerle desteklenmiş, yaratıcı zekayı destekleyen ve evrensel iletişime açık bir eğitim programına gereksinim vardır.

Son birkaç yıl içinde ilköğretimde iki saat olan görsel sanatlar eğitimi dersinin bir saate indirilmiş olması Türk gençliğinin ve dolayısıyla istikbalinin önüne konmuş en büyük engellerden biri hatta önemlisidir. Çünkü, sanat eğitiminden yeterince geçmemiş bir gençlik, hayalini gerçekleştirecek olan argümanları kullanamayacak hale dönüşecektir. Bireyin tahayyül gücü, alacağı sanat eğitimine bağlıdır. Estetik bilincin oluşması ve olgunlaşması, eleştiri becerisinin tüm yaşam boyunca kullanılması da verilecek iyi bir sanat eğitiminden geçmektedir. Tüm bu eğitim süresince Türk gencine verilecek olan Türk kültür ve sanat tarihine yönelik bilgiler, onun öz güven eksikliğini tamamlayarak, başarısı için gerekli olan motivasyonu sağlayacaktır.

Bugün ülkemizin içinde bulunduğu sıkıntılarla içerisinde gençliğin şaşkın ve avare bir halde geleceğini temin altına almak için koşturuluyor olması hepimizi derinden üzmekte ve düşündürmektedir. Sanat eğitiminin yeterince ve gerektiği şekliyle verilmemiş olması günümüzde Türk gençliğini çevresine ve dünyaya karşı duyarsız, estetik ve eleştirel beceriden yoksun hale getirmiştir.

Türk genci doğru ve yeterli bir şekilde planlanmış bir sanat eğitimi programından geçtiği takdirde, elde edeceği bilinç ve yeteneklerle gözlemlerde bulunarak hem bireysel yeterliliklerini tanıyıp kullanabilecek, hem de mensubu olduğu Türk milletine karşı dışarıdan gelebilecek her türlü tehlikeyi sezip önlemini almak için gerekli donanıma sahip olacaktır.

Unutmayalım ki sanat, ruhî bir ihtiyaç ve aynı zamanda da mantıkî bir gerekliliktir.