Sanat, Sanatçı ve Sanat Tüketicisi Üzerine

Dr. Öğr. Üyesi Mehmet SAĞ
Sanatçılar, sanatı;  ister Aristo mantığıyla bir mimesis (yansıtma ya da taklit) olarak, ister Platoncu öğretiyle görünen dünyanın ötesinde var olan bir idealar örgüsü şeklinde algılayarak, veya Hegelci bir yaklaşımla sanatçının ruhunu maddeye aktardığı bir eylem şeklinde görerek, ya da Santayana ve Dewey gibi bu estetik yaratımı çevreyle etkileşim içinde ortaya çıkan bir ürün olduğunu savunarak, veyahut; Shiller, Grosse ve Charles Bordele gibi bir oyun ve hayalin mahsulü şeklinde farklı izmlerle adlandırarak, belli bir felsefi zeminde uygulamaya çalışsallar da, düşünen ve yorumlayan bir varlık olmaları nedeniyle aslında, bir takım nefsani ve yüce duygularını dışa vururlar.

Sanatın tanımını yukarıdaki doktrinler ışığında farklı şekillerde tanımlamak mümkündür ve tanımlanmışlardır da. İnsanoğlunun kendine seçmiş olduğu bu uğraşı alanını hangi ihtiyacın tetiklediği sorusu da, eserin ya da ortaya çıkan objektivasyonun birçok açıdan niteliğini belirleyecektir.

İster biçimsel, ister görüntüde ki gerçekçilik olsun, ya da biçimlerin diliyle aktarılmak istenen mesaj veya fikir veyahut hepsini içinde barındıran işlevsel bir kompozisyon olsun, öznenin yorumuna bırakıldığı, tıpkı evrenin Tanrı tarafından yaratılmasındaki metafizik gerçeklikler, prensipler kadar canlıdır. Sanat yapıtının, ilk çizginin atıldığı, ilk fırça tuşunun vurulduğu, ilk bedensel ya da dilsel devinimin başladığı o “ilk” andan itibaren, bir öznenin bilincinde şekillendiği unutmamak gerekir. Yine yapıtın sanatçısından çıktıktan sonra bütün “ben”ler/”özne”ler tarafından farklı bir algıyla alımlandığı da, dinden sanata her alanın el attığı ve eleştirel düşüncenin onayladığı bir gerçeklik durumudur.

Yani sanat kişisel bir eylemdir. Sanatçı bu kişiselliğin ilk aktörüdür. Yapar ve sunar, yapar ve etkiler, yapar ve transa geçirir. Yapar ve mutlu olur, huzura kavuşturur ya da rahatsız eder, düşünür düşündürür. Sanat satıcısı bu hareketliliği bilir; eseri kıymetlendirmek için çaba sarfeder, bunu yaparken amaçlar belirler. Bu noktada birçok alt başlıklar sıralanabilir. Ekonomik, siyasi, sosyal, psikolojik çıkarımlar yapılır. Neyin sanat olup olmadığı ya da kimin sanatçı olup olmadığı, işte tam da bu ara alanda sorgulanır ve karara bağlanır. Burada işin içine, kolleksiyonerlerden sanat eleştirmenlerine, galerilerden iktidar güçlerine varıncaya kadar birçok figür devreye girer. Göz önüne en çok getirilenler, bilinç’e en çok işleneneler değer görür, kıymeti biçilir. Ve ardından sanat tüketicisinin, eğitimcisinin ve öğrencisinin karşısına çıkarılır.

Sanat tüketicisi yani subje kendisine sunulan bu objektivasyonlar (sanat eseri) karşısında heyecan, şaşkınlık, hayranlık, haz v.b ) birçok duygularla kişisel yorumlara girer. Kimi bir kurama yaslandırır, kimi en sade bakış açısıyla benzetişim duygusuyla hareket eder.  Kitle’nin, kültür ve sanat alanındaki bilgi noksanlığı ya da bilgi sahibi olması, bu yapıtlar karşısındaki tavrını belirler.

Kısaca söylemek gerekirse, düşünen ve yorumlayan bir varlık olarak sanatçı insan, öz ve biçim ilişkisi içinde akıl ve duygu yükünü işler ve niteliği ne olursa olsun, bir ürün ortaya çıkarır. Önemli olan bu ürünün kim/kimler tarafından değerlendirildiği ve değerinin ne/nelere göre biçildiğidir.