KRALİÇE’Yİ HECELEMEK

DR. GÜLCAN ÇOLAK BOSTANCI

Türkçeye yabancı dillerden girmiş kelimelerin yazımında geçmişte olduğu gibi bugün de sorunların olduğu bilinmektedir. Düzeltme işaretinin kullanılacağı durumlardan, yazılışı ve söylenişi arasında fark olan Batı kökenli kelimelerin nasıl yazılması gerektiğine kadar tartışmalar yaşanmakta ve sorunlar, kurallara bağlanarak çözülmeye çalışılmaktadır. 

Tüm dillerde “yazım” adına ortak olan eğilim, alıntı bir kelimenin bünyesine girdiği yeni dilin söyleniş ve yazım kuralına uymasıdır. Dolayısıyla, yabancı bir dilden Türkçeye giren kelimeler de Türkçede nasıl söyleniyorsa öyle yazılmalıdır. Bugün “mail, puzzle, master, chat, cafe, show” gibi kelimelerin söylenişi ve yazımı arasında bir birliğin olmadığı, kitle iletişim araçlarından kişisel dil kullanımına kadar her alanda görülebilmektedir. Bu tür kelimelerin yazımına dair sorunlar, gelenekselleşmiş ve kabullenilmiş yazım hatalarına göre daha çözülebilir durmaktadır. Asıl sorun; sürekli göz önünde bulundukları için kabullenilmiş, sorunlu varlıkları alışkanlık dolayısıyla benimsenmiş olan “grup, kritik, plan” gibi iki ünsüzle başlayan alıntı kelimelerdedir. Onlar sürekli göz önünde olmanın ve alışkanlığın “dayanılmaz görünmezliği”ne bürünseler de aslında daha fazla geç kalınmadan, yazım ve söyleyiş birliği adına gözden geçirilmesi gereken kelimelerdir. Bu gözden geçirme, sadece söyleyiş ile yazılış aykırılığı taşımalarından değil, okumayı ve yazmayı öğrenen çocuklar için de sorun teşkil etmelerinden dolayı gerekmektedir.

Okuma ve yazmayı yeni öğrenmiş bir çocuktan “grup, kredi, pratik, spiker, spor” gibi iki ünsüzle başlayan alıntı kelimeleri yazması istendiğinde, çocuk büyük olasılıkla hepsini yanlış yazacak, kelime başındaki iki ünsüzün arasına bir ünlü yerleştirecektir. Bu uygulama, ilkokul birinci sınıfta okuyan ve okumayı yeni söken tüm çocuklar için geçerlidir, diyebiliriz. Ortaya atılan bu iddiada sorunlu olan çocuklar mı, yazmayı iyi öğretemeyen öğretmenler mi, yoksa yazım kurallarındaki bir aksaklık mı anlamaya çalışalım.

Geçmiş bilgiler ve alışkanlıklar, bazen doğru olanı görmedeki en sakıncalı perdelerdir. İki ünsüzle başlayan kelimelerin yazımı konusunda, okumayı yeni öğrenmiş çocuklar örnek verildi, çünkü onlar yazma konusunda en az olmasına rağmen en duru bilgiye de sahip olanlardır. Çocuğun kulağına “sipor” deniliyor ve o da doğru yazıyor: “sipor”. Çocuğa “elektirik” deniliyor ve “elektirik” yazıyor. O “elma” söylendiğinde “elma” yazdığı gibi “gurup” denilince de “gurup” yazabilecek kabiliyete sahiptir. Öyleyse bu sorunda, çocuk masumdur, denilebilir.

Çocuğun masumiyetine inanmadan önce onu bir daha denemek isteyelim ve ondan, “kraliçe”yi heceleyerek yazmasını isteyelim. Çocuğun önünde iki seçenek vardır. Kelimeyi ya “kra-li-çe” ya da “k-ra-li-çe” olarak heceleyecektir ve hangisini yazarsa yazsın ikisi de yanlıştır. Hecenin tanımı, dilden dile değişse ve kimi dillerde bazı ünsüzler hece sayılsa da Türkçede 6 çeşit hece vardır ve hepsinde de mutlaka bir ünlü bulunur (Aksan, 1995: 202-203). Hece, ses organlarının aynı yöndeki hareketiyle ve bir hamlede çıkarılan kaynaşmış sesler topluluğudur (Korkmaz vd. 2005: 97). “Kra-li-çe” yanlıştır, çünkü hece bilgisiyle ters düşen bir durum taşımaktadır. “Kra” ses topluluğudur, fakat iki hamlede çıkmaktadır. Yazarken ihmal edilen “-ı-” ünlüsü, söyleyişte vardır ve söz konusu ses topluluğu da iki hamlede çıkmaktadır. “K-ra-li-çe” tarzındaki heceleme de yanlıştır, çünkü her bir hecede bir ünlü bulunması gerekmektedir.

Çocuklar ya da yetişkinler, “kraliçe”yi hecelemeye çalışan herkes, sonuçta bir çıkmaza varacaktır. Aynı şekilde, sadece başında iki ünsüz bulunan kelimelerin değil, “elektrik, gangster, telgraf ” gibi iç heceleri iki ünsüzle başlayan alıntı kelimelerin hecelenmesi de sorunludur.

Çocuğun çaresizliğinden emin olunduğuna göre sorunun kaynağı öğretmende aranabilir. Kendileriyle görüşülen birçok sınıf öğretmeni de aynı dertten muzdarip olduklarını dillendirmişler ve okuma yazmayı yeni öğrenen çocukların, iki ünsüzle başlayan kelimelerdeki iki ünsüz arasına kendi söyleyişlerine uygun bir ünlü yerleştirdiklerini, sorun yaşanılan her bir kelimeyi ayrı ayrı açıklamak gerektiğini, tek bir kural ya da konu başlığı altında konuyu izah etmenin güç olduğunu belirtmişlerdir. Üstelik öğretmenler de Yazım Kılavuzu’nu esas almakta, bir nevi bilimsel dokunulmazlık kazanmaktadır. Öyleyse 1928’de yayımlanan İmlâ Lûgati’nden 2005 tarihli Yazım Kılavuzu’na dek Türk Dil Kurumunun yazım kılavuzlarında bu konunun nasıl ele alındığına bakılabilir.

1928’de Dil Encümeni tarafından hazırlanan İmlâ Lûgati’nde “plân, psikoloji, flört, klişe, tren” gibi iki ünsüzle başlayan kelimelerin yanı sıra “kıral, kıralıça” gibi başındaki iki ünsüz arasına ünlü konulmuş kelimelere de rastlanır.

(İmlâ Lûgati, 1928). 1941’de yayımlanan İmlâ Kılavuzu’nda, Türkçede kelime başında iki ünsüzün bulunmayacağı belirtilmiş, fakat Avrupa dillerinden Türkçeye geçmiş olan bazı kelimelerin iki ünsüzle başlayacak şekilde yazılmasının da “yanlış sayılmayacağı” açıklanmıştır. Bu tür kelimeler de kılavuzda “fren/firen, spor/sıpor, spekülasyon/ispekülasyon, prens/pirens, statik/istatistik, plan /pilan” gibi ikili biçimleriyle verilmiştir (İmlâ Kılavuzu, 1941). Aynı Kılavuz’un 1962 baskısında söz konusu kelimelerin ikili biçimlerine rastlandığı gibi Kılavuz’un 1941 baskısında olmayan “profesör, profil, stüdyo, trafik” gibi iki ünsüzle başlayan ya da “stil / istil, spiker / ispiker, trilyon / tirilyon” gibi ikili biçimleri verilen kelimeler bulunur (İmlâ Kılavuzu, 1962). Görüldüğü gibi 1941 yılına ait Kılavuz’un 1962’ye kadarki basımlarında “iki ünsüzle başlayan Batı kaynaklı alıntı kelimelerin yazımı” konusunda tutarlı bir kural yoktur.

1965 yılında hazırlanan Yeni İmlâ Kılavuzu’nda, çeşitli gazete ve dergilerde “spor” kelimesi “sıpor”, “sipor”, “ispor”, “ıspor” gibi yazılsa da bu yazılışların tutunamadığı, bu örnekten de hareketle “yabancı kelimeleri Türkçeleştirme olanağının kaybolduğu”, bu yüzden de bu tür yabancı kelimelerin başındaki iki ünsüz arasına ünlü koymadan yazılması zorunluluğu dile getirilmiştir (Yeni İmlâ Kılavuzu, 1965). Aynı Kılavuz’un 1975’e kadar süren baskılarında bu fikir korunur. 1977’de yayımlanan Yeni Yazım Kılavuzu, 1985 tarihli İmlâ Kılavuzu ve aynı Kılavuz’un genişletilmiş 1988 baskısı da aynı kuralı benimsemiştir.

Türk Dil Kurumunca 1993, 1996, 2000, 2005 yıllarında yeni düzenlemeler ve eklemelerle yayımlanan yazım kılavuzlarında da “iki ünsüzle başlayan Batı kökenli alıntı kelimelerin başındaki iki ünsüz arasına ünlü konulmadan yazılması” gerektiği belirtilmektedir. Kılavuz’un 1996, 2000 ve 2005 baskılarında ise birkaç alıntı kelimenin başındaki iki ünsüz arasında bir ünlünün türediği, bu ünlülerin kelimelerin söylenişinde ve yazılışında gösterildiği de açıklanmakta ve “iskarpin, iskele, iskelet, kulüp” gibi kelimeler örnek verilmektedir1 (İmlâ Kılavuzu, 1993, 1996, 2000 / Yazım Kılavuzu, 2005)

Yazım Kılavuzu’nda örnek verilen kelimelerden “iskarpin”, İtalyancadan alıntıdır ve aslı “scarpino”dur. “İskelet”, Fransızca kökenlidir ve aslı “squelette”dir (Türkçe Sözlük, 2005: 982-983 ); “kulüp” ise Fransızcadan alıntıdır ve aslı “club”dür (Türkçe Sözlük, 2005: 1252). “İskarpin, iskele, kulüp” kelimeleri, neticede alıntılandığı dillere göre değil, Türkçedeki söyleyişlerine göre yazılmıştır. Üstelik 1941 tarihli Kılavuz’da önerilen “statistik / istatistik” ikili biçimlerinden “istatistik” Türkçede tutunabilmiştir. 1965 tarihli Kılavuz’da ileri sürülen “sıpor”, “sipor”, “ispor”, “ıspor” gibi farklı yazılışların, “yabancı kelimeleri Türkçeleştirme olanağının kaybolduğu” fikrinden öte uygun yazılışın isabet ettirilemeyişi de asıl sorun olabilir. Neticede “kulüp, istasyon” gibi kelimeler, Türkçeleştirme olanağının kaybolmadığını göstermektedir.

Yabancı dillerden alınan kelimelerin yazımında kimi sorunların yaşanması doğaldır, fakat başlangıcı “Yeni Lisan” hareketine dayanan “Bugünkü Türkiye Türkçesi”nin alıntı kelimeler üzerine bazı temel kuralları vardır. Yeni Lisan hareketinin önemli hedeflerinden biri de “Arapça ve Farsça kelimelerin Türkçede söylendikleri gibi yazılması”dır (Korkmaz, 1995: 704). Söz konusu maddede Arapça ve Farsça kelimeler vurgulansa da aslında yabancı dillerden alınma tüm kelimeler için geçerli bir fikir ileri sürülmektedir. Nasıl ki Türkçe kökenli kelimelerin sonunda “b,c,d,g” sesleri bulunmaz kuralından hareketle “kitâb”, “kitap”; “ilâc”, “ilaç”; “derd”, “dert” biçimine dönüştürüldüyse, iki ünsüzle biten Arapça ya da Farsça kökenli bazı kelimelerin söylenişindeki ünlü, “fikr / fikir”, “ilm / ilim”, “ömr / ömür” örneklerinde olduğu gibi yazılışta da gösterildiyse, dile yerleştiği sanılan bazı alıntı kelimelerin de yazımında değişimlere gidilebilir.

Hecelemede ve yazımlarında sorun yaşanan “gram, gramer, grup, kraliçe, kredi, kritik, plan, pratik, slogan, staj, stüdyo, trafik” gibi kelimelerin başındaki iki ünsüz arasına, söylenişlerine uygun biçimde, yazımda da “-ı-, -u-” dar ünlülerinden biri gelmelidir. Aynı şekilde “elektrik, gangster, ekspres” gibi kelime içinde heceleme ve yazım sorunu olan alıntı kelimelerin yazımında da hassasiyet gösterilmeli ve söylenen ünlüler, yazıda da belirtilmelidir.

Bu öneriye karşı düşüncelerle itiraz etmek de mümkündür elbette. İlk hecede ya da iç hecede iki ünsüzle başlayan alıntı kelimelerin şu anki yazımlarının dile yerleştiğini, yazımlarının dilde bir geleneğe dönüştüğünü, çocuklar okumayazmayı yeni öğrendiklerinde bu tür kelimelerin yazımında ve hecelenmesinde sorunlar yaşasa da diğer yazma sorunları gibi bunların da zamanla aşılacağını ileri sürmek, elbette anlaşılabilir. Şunu hatırlamakta fayda var yine de: Eğer doğru; geleneğe feda edilecek olsaydı, ne 1000 yıldır kullanılan Arap harfleri yerine Latin harfleri kullanmak ne de Arapça ve Farsça dil bilgisi kurallarıyla kurulan tamlamaları Türkçeden kaldırmak gerekirdi.

Asıl olan Türkçedir ve Türkçenin en az 5000 yıllık bir tarihe sahip olan karakterinin geleneğidir.

DİPNOT : 

1 – Yazım kılavuzu hazırlamak, yazmak ve yayımlamak görevi, Anayasa’ya göre Türk Dil Kurumuna aittir, fakat özel yayınevleri tarafından basılan yazım kılavuzları da mevcuttur. Bu kılavuzlardan Ahmet Köklügiller (1987), Kâzım Saymalı (1997), Ali Püsküllüoğlu (2001) tarafından yazılan yazım kılavuzlarında ve Dil Derneğinin 1989’da yayımladığı Yazım Kılavuzu’nda da “iki ünsüzle başlayan ya da biten, iç hecede iki ya da daha fazla ünsüz bulunan kelimelerdeki ünsüzler arasında ünlü konulmadan yazılacağı belirtilir.

KAYNAKLAR:  

Aksan, Doğan (1995), Her Yönüyle Dil Ana Çizgileriyle Dilbilim, Ankara: TDK yayınları.
Dil Derneği yayını (1989), Yazım Kılavuzu, Ankara: Dil Derneği yayınları.
Dil Encümeni yayını (1928), İmlâ Lûgati, İstanbul: İstanbul Devlet Matbaası.
Korkmaz, Zeynep (1995), “Türk Dilinin Gelişmesi ve Tarihi Devreleri”, Türk Dili
Üzerine Araştırmalar, Ankara: TDK yayınları.
Köklügiller, Ahmet (1987), Türkçe İmla Kılavuzu, İstanbul: Kaya yayınları.
——- (1941), İmlâ Kılavuzu, Ankara: TDK yayınları.
-—— (1962), İmlâ Kılavuzu, Ankara: TDK yayınları.
——- (1965), Yeni İmlâ Kılavuzu, Ankara: TDK yayınları.
——- (1975), Yeni Yazım Kılavuzu, Ankara: TDK yayınları.
——- (1977), Yeni Yazım Kılavuzu, Ankara: TDK yayınları.
——- (1981), Yeni Yazım Kılavuzu, Ankara: TDK yayınları.
——- (1985), İmlâ Kılavuzu, Ankara: TDK yayınları.
——- (1988), İmlâ Kılavuzu, Ankara: TDK yayınları.
——- (1993), İmlâ Kılavuzu, Ankara: TDK yayınları.
——- (1996), İmlâ Kılavuzu, Ankara: TDK yayınları.
——- (2000), İmlâ Kılavuzu, Ankara: TDK yayınları.
——- (2005), Türkçe Sözlük, Ankara: TDK yayınları.
——- (2005), Yazım Kılavuzu, Ankara: TDK yayınları.
Püsküllüoğlu, Ali (2001), Yazım Kılavuzu, Ankara: Arkadaş Yayınevi.
Saymalı, Kâzım (1997), İmlâ Kılavuzu, İstanbul: Fil Yayınevi.
Zeynep Korkmaz ve diğerleri (2005), Türk Dili ve Kompozisyon, Ankara: Ekin Kitab