CUMHURİYETİN İLANI VE YANKILARI

Dr. Besim ÖZCAN 

Büyük milletlerin tarihinde onların, hatta dünyanın akışını değiştiren kahramanlar vardır. Bunlar genellikle milletlerin felaket ve çöküş zamanlarında ortaya çıkar ve milletinin yeniden doğuşunu hazırlarlar. İşte, Mustafa Kemal Atatürk, son çağ Türk ve dünya tarihinde ortaya çıkmış, bütün dünyanın kabul ettiği bir kahraman olmanın yansıra, dünya tarihinin benzeri az büyük şahsiyetlerinden birisidir. Bu kahramanın gerçekleştirdiği iş, bir cihan İmparatorluğunun ardından yeni ve milli bir devlet kurmuş olmasıdır.

Bilindiği gibi dünyanın en uzun ömürlü devletlerinden biri olan Osmanlı Devleti, İmparatorluk çağının en ileri medeniyetini kurmuş, ancak 19. yüzyılın başlarından itibaren çökmeğe yüz tutmuştu. Bu çöküşü durdurup yeniden eski medeniyet seviyesine ulaşmak için zaman-zaman gerçekleştirilmek istenen hamleler olumlu bir netice vermemiştir. 20. yüzyılın ilk çeyreğine gelindiğinde, Avrupa devletleri, yıkılmasını bekledikleri bu devletin mirasından pay almak için faaliyete girişmişlerdir. Osmanlı Devleti’nin bu asrın başında ard arda savaşlar yapması ve nihayet i. Dünya Savaşı’na girerek müttefiklerinin yenilmesi sebebiyle silah bırakmaya mecbur kalması, Avrupa devletlerine bekledikleri fırsatı vermiştir. Savaşı müteakip 30 Ekim 19l8’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nin henüz mürekkebi kurumadan İtilaf devletleri memleketi işgale kalkışmış, böylece Türk milletinin varlığını ortadan kaldırmayı hedeflemişlerdir. Ancak onların unuttukları bir şey vardı. O da Türk’ün başka vasıflarının yanında tarih sahnesine çıktığından beri kaybetmediği bir temel vasfı ile önemli bir özelliğinin olmasıydı. Bu temel vasıf, uğrunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmadığı HÜRRİYET ve İSTİKLA.L duygusudur. Özelliği ise, buhrana düştüğü her zamanda kendisini kurtaracak bir Lider çıkarmaktı. Türk milletinin bu işgal ve felaket zamanında çıkardığı M. Kemal Atatürk’ün önderliğinde Milli Mücadele başlatılmış, 1920’de Ankara’da milletin yegane temsilcisi hüviyetiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmış, binbir zorlukla yürütülen İstiklal Savaşı kazanılmış, böylece Türk’e giydirilmek istenen esaret zinciri kırılmıştır.

İstiklal Savaşı’nı hazırlayan imkanlar, Cumhuriyet’e doğru giden yolu da açmıştı. M. Kemal, daha Milli Mücadele’yi başlatmadan önce yapacağı inkılapları planlamış, Erzurum Kongresi öncesinde, var olan hükümet şeklinin ülkemizin refah, mutluluk ve ilerlemesine yeterli olamayacağını, bu sebeple başka bir hükümet şeklinin aranması gerektiğini şu sözlerle dile getirmiştir; “Muhakkak ki mevcut şekl-i hükümet, memleketin refah, saadet ve terakkisine kafi gelmeyecektir. Başka bir hükümet şekli arayıp bulmamız lazım geldiği kanaatindeyim “. Esasında Atatürk, mevcut yönetim şekilleri arasında Türk milletinin karakterine ve tabiatına en uygun olanının Cumhuriyet idaresi olduğunu çok önceden tespit etmişti. Fakat 0, diğer tespitleri gibi, bunu da başlangıçta açığa vurup, ifade ederek, geleneklerine, düşünce kabiliyetlerine ve ruh yapılarına aykırı olan muhtemel değişmelerden ürkeceklerin ilk anda direnme güçlerini harekete geçinmek istemiyordu. Nitekim Atatürk, konu hakkındaki düşüncelerini Nutuk’ta açıklarken, “… muvaffakıyet için ameli ve emin yol her safhayı vakti geldikçe tatbik etmekti. Milletin inkişaf ve itiması için selamet yolu bu idi. Ben de öyle hareket ettim … ” ifadesini kullanmıştır.

Erzurum Kongresi sırasında 7/8 Temmuz gecesi Mazhar Müfit Kansu’ya yapılacak işleri not ettirirken de ilk iş olarak “Zaferden sonra şekl-i hükümetin Cumhuriyet olacağını” kaydettirmiştir. Gerek Erzurum ve gerekse Sivas kongrelerinin yapılarak milli birlik ve bütünlüğe dayalı yeni bir hükümetin kurulmasının hedeflenmesi, İngilizlerce de doğru değerlendirilmiştir. Nitekim 1919 yılına ait İngiliz belgelerinde, Anadolu’da başlatılan kurtuluş hareketinin Cumhuriyet’e doğru yol aldığı belirtildiği gibi, 22 Eylül i 9i 9 tarihli The Times gazetesi de Sivas Kongresi’nden “Sivas’taki Anadolu Cumhuriyeti” şeklinde bahsetmektedir.

Cumhuriyete dogru giden yolda ilk adım Büyük Millet Meclisi’nin açılışı olmuştur. Galip devletlerin İstanbul Hükümeti’ni BMM’nden bir delegasyon ile birlikte Sevres anlaşmasında yapılacak değişiklik için Londra’ya davet etmeleri üzerine, 2 i Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun ilanı, ikinci adım oldu. Bu kanunun üçüncü maddesinde şu husus belirleniyordu: “Türkiye Devleti BMM tarafından idare olunur ve hükümeti Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ünvanını taşır”. Bu suretle Bekir Sami Bey’in Misak-ı Milli’nin tanıtılması ve amacını açıklayabilmesi için konferansa katılması sağlanmıştır.

Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından (24 Temmuz 1923) sonra Ankara’da artık savaşın bittiği söyleniyordu. Mustafa Kemal’e göre ise savaş henüz bitmiş değildi. Her ne kadar amaçlarından biri olan Türkiye’nin kurtarılması, düşmanlarla sarılı dağınık, parçalanmış bir İmparatorluktan, ileride dost olabilecek devletler tarafından tanınan bir devlet kurmayı başarmışsa da, ikinci amacını teşkil eden milletin refah ve huzurunu temin edecek siyasi bir rejim henüz kurulmamıştı. Lozan’ i müteakip sıra buna gelmişti. Ancak Türkiye, Falih Rıfkı’nın dediği gibi, denize açılmak için limandan ayrılmış, fakat rotasını kaptanından başka kimsenin bilmediği bir gemiye benziyordu. İzleyeceği nota ne olmalıydı? Mustafa Kemal kararını vermişti. Zafere doğru Samsun’dan Erzurum’a, Sivas’a, Ankara’ya ve şimdi Lozan’a kadar uzayan sabırlı yolculuğun amacını biliyordu. Kararı şuydu; “Türkiye bir Cumhuriyet olmalıdır”. Şimdi kararını yerine getirmek için gerekli güce sahipti.

Çünkü kazandığı zafer ve şerefli bir barış, nüfuzunu yükseltmişti. Üstelik kendi topladığı ikinci meclisin hem kurucusu hem de başkanı olduğu yeni parti ona yeni iktidar yolları açmıştı. Reformlara girişmek için artık yalnızca bir taktik ve zaman sorunuydu. Nitekim onda Cumhuriyet düşüncesi, yazın Lozan Konferansı sürüp gittiği sırada kafasında belirli bir biçim almıştı. Bir tasarı hazırlayarak gizlice Adliye vekili Seyit Bey’e yollamış, ancak bazı düzeltmelerin yapılması gerektiği için bir yana bırakılmıştı.

Atatürk, Birinci TBMM’nin Nisan 1923’te dağılmasından sonra yeni meclis toplanıncaya kadar Cumhuriyet’in kurulmasına zemin hazırlamak üzere yapılan çalışmalar ve Anayasa’da yapılacak değişikliği, 27 Eylül 1923 günü Neue Freie Presse muhabiri Jozef Hans Lazar’a anlatmıştır. Lazar’ın yazdığına göre, Gazi kamuoyunda derin etkiler uyandırabilecek, tarihe geçebilecek şu açıklamaları yapmıştı; “Yeni Türkiye Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun ilk maddelerini size tekrar edeceğim. Hakimiyet bila kaydu şart milletindir. İcra kudreti, teşri (yasama) salahiyeti milletin yegane hakiki temsilcisi olan meclise tecelli ve temerküz etmiştir. Bu iki kelimeyi bir kelimede hülasa etmek kabildir: Cumhuriyet”. Atatürk, Ankara’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin payitahtı olduğunu açık bir şekilde ifade etmiştir. Zaten 1923 yılının ikinci yarısı, yeni Türkiye tarihinde, birbirini takip eden
son derece önemli olayların, değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Bu değişimin başlangıcı, ıı Agustos 1923’te ilk toplantısını yapan İkinci Büyük Millet Meclisi’nde atıldı. Mazbatalarını alıp gelen milletvekilleri, artık 23 Nisan 1920’de olduğu gibi “Vatanın, Hilafet ve Saltanat makamının kurtarılması ve bağımsızlığı için çalışacaklarına” değil, “Vatanın ve milletin saadet ve selametinden başka bir gaye gütmeyeceklerine ve milletin kayıtsız şartsız egemenliği esasına bağlı kalacaklarına” yemin ediyorlardı. 23 Ağustos günkü oturumunda Lozan’da imzalanan barış anlaşmasını onaylayan bu Meclis, Ekim ayında yeni heyecanlara sahne olacaktır. Nitekim bu program Türk milli ordusunun İstanbul’a girmesini, yani İstanbul’un yabancı işgalinden 6 Ekim’de kurtarılmasını müteakip iki aşamada uygulanacaktır.

1- 13 Ekim 1923: Türkiye Devleti’nin makarr-ı idaresi Ankara şehridir (27 sayılı karar)
2- 29 Ekim 1923: Türkiye Devleti’nin şekl-i hükümeti Cumhuriyettir (364 sayılı kanun).

öte yandan Eylülün son günlerinde ülke yönetiminin Cumhuriyet olacağı konusundaki haberler gazetelerde yer almaya başladı. İleri gazetesinin, 24 Eylül’den itibaren attığı manşetlerde Cumhuriyet’le ilgili haberler göze çarpmaktaydı. 24 Eylül’de “Teşkilat-ı Esasiye kanununda tadilat: İki cümlenin bir kelimede hülasası: Cumhuriyet”, 25 Eylül’de, “Üç yıldız imzalı başyazı: Türk Cumhuriyeti” ve ayrıca Konya mebusu Refık (Koraltan) Bey’in beyanatı: “İslamiyet, esasen Cumhuriyet esasına müstenittir. Bugünkü idare şekli, faaliyet sahasında Cumhuriyet idaresinden farklı değildir” ifadelerine yer verilmişti. 30 Eylül sayısında ise Suphi Bey’in başyazısında, “Biz iyi idare edilmek, mesut olmak, terakki etmek istiyoruz. Eğer bunları bize verecekse Yaşasın Cumhuriyet” denilmiştir. 8 Ekim 1923 tarihli Yenigün gazetesinde ise, “Cumhuriyet idaremiz tasrih ve yakında ilan olunacaktır” haberi verilmekteydi. Amerika’da yayınlanan 7 Ekim 1923 tarihli The Washington Post gazetesi, “Yakında Türkiye ‘de Cumhuriyet ‘in ilan edileceği haberini vermekte ve bu kararı sağduyunun bir zaferi” olarak değerlendirmekte, Türk örneğinin diğer Avrupa ülkelerince de takip edilmesini temenni etmektedir.

11 Agustos 1923’te toplanan II. TBMM’nin en önemli kararlarından başta geleni şüphesiz Cumhuriyet’in il~ına dair olan karardır. 27 Ekim 1923 günü Fethi Bey başkanlıgındaki kabine istifa etmiş, yeni kabinenin kurulmasında bazı zorluklar ortaya çıkmıştı. Mustafa Kemal’in parti gurubuna çawılınası ve Cumhuriyet’in ilfuıına kadar olan seyri Kdzim Özalp’ten dinleyelim; “28 Ekim günü Meclis’ten ayrılırken Mustafa Kemal Paşa bana, Kemalettin Sami Paşa ile Halit Paşa yı al, Çankaya ya gel dedi. Gittiğimizde İsmet Paşa, Fethi Bey, Fuat (Bulca) ve Ruşen Eşref (Ünaydın) beyleri orada bulduk. Mustafa Kemal Paşa hemen söze başlıyarak – Yarın Cumhuriyet ‘i ilan edeceğiz. Beni fırka gurubuna davet edin, bir konuşma yapacağım- dedi. Erken dağıldık ve ertesi gün Kemaletlin Sami Paşa, bir takrir vererek gruba Mustafa Kemal ‘i davet ettirdi. Mustafa Kemal gelir gelmez gruptan, bazı çalışmalar yapmak üzere bir saat müsaade istedi. Bu arada bazı mebuslarla görüşerek hazırlık yapmak istiyordu. Tekrar toplandıktan sonra kürsüye gelerek Anayasa ‘mn birinci maddesinin sonuna, -Türkiye Devleti’nin şekli hükümeti  Cumhuriyet ‘tir- fıkrasının ilavesini ve bazı yeni maddeleri teklif etti. Cumhuriyet ‘in lehine çok değerli konuşmalar yapıldı. Tarihçi bilim adamı Abdürrahman Şeref Bey, -Şimdi idare tarzımız zaten Cumhuriyet ‘tir, fazla düşünmeyelim, doğmuş olan çocuğun adım şimdi koyalım- diyordu. Bazı mebuslar biraz acele edildiği görüşündeydiler. Gece saat 20.45 ‘te konuşmalar tamamlandı, Cumhuriyet ilan edildi ve Mustafa Kemal ittifakla 158 oyla Birinci Cumhurbaşkanlığı ‘na seçildi”.

Mustafa Kemal, seçimi müteakip alkış tufanı içinde yaptığı konuşmada; “Son senelerde milletimizin fiilen gösterdiği kabiliyet, istidat. idrak, hakkında kötü fikir besleyenlerin ne kadar gafil ve ne kadar tetkikten uzak, görünüşe düşkün insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. Milletimiz haiz olduğu özelliklerini ve liyakatini hükümetinin yeni ismiyle medeniyet dünyasına daha çok kolaylıkla göstermeyi başaracaktır. Türkiye Cumhuriyeti, cihanda tuttuğu mevkie layık olduğunu
eserleriyle ispat edecektir “.

“Arkadaşlar, bu yüksek müesseseyi yaratan Türk milletinin son dört sene içinde kazandığı zafer, bundan sonra da birkaç misli olmak üzere tecelli/erini gösterecektir. Bendeniz, mazhar olduğum bu güven ve itimada ldyık olmak için, pek mühim gördüğüm bir noktadaki ihtiyacı arz etmek mecburiyetindeyim. O ihtiyaç, yüksek heyetinizin şahsım hakkındaki sevgi, ilgi ve güvenin ve desteğinin devamıdır. Ancak bu sayede ve Allah ‘ın inayetiyle şahsıma verdiğiniz ve vereceğiniz vazifeleri en iyi şekilde yapmaya muvaffak olabileceğimi ümit ederim “.

“Daima muhterem arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı bir surette yapışarak onların şahıslarından kendimi bir an bile uzak görmeyerek çalışacağım. Milletin teveccühüne daima dayanarak hep beraber ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır” demek suretiyle çalışma ve hizmet aşkını dile getirerek yüreklere su serpmiştir.

Anayasanın kabul ve Cumhuriyet’in ilan edilmesini müteakip Türkiye’nin hayatında yepyeni ve ileri bir dönemin başladığı bütün valiliklere telgrafla bildirildi. Valiler de daha küçük ünitelere kadar bu mutlu haberi ulaştırdılar. 101 pare top yurdun her yanında Cumhuriyet’in kabul olunduğunu ilan ediyor, böylece halka halka büyük bir heyecan dalgası meydana getiriyordu.

Cumhuriyet’in ilan edildiği gece, Fransız Hükümeti’nin Ankarada’ki temsilcisi Mougin Quai d’Orsay şöyle bir telgraf çekecektir: “Türkiye hakikaten bir sürprizler ülkesi. Beş dakikalık bir kulis çalışmasından sonra Meclis, saat 18.30 da yeni anayasa maddelerini müzakere etmek üzere toplanıyordu. Saat 20.45 ‘te Cumhuriyet ilan edilmişti… Bir kere daha Mustafa Kemal Paşa itibarını güçlendiren ve kendisini durumun tamamen hakimi kılan gücü ellerine teslim eden siyasi teşebbüs fikrini ispatlamıştır. Cumhuriyet’in iıanı 101 pare top atışı ve hala devam eden coşkularla kutlanmıştır “.

Oylamanın ertesi günü kendisini tebriğe gelen Mougin’e Mustafa Kemal, harpte tatbik ettiği aynı manevrayı, “hırpalamak, sonra şaşırtmak için saldırmak ve başarı kazanmak” şeklinde izah edecektir.

Cumhuriyet’in ilanı bütün yurtta büyük bir heyecan ve sevinçle karşılandı ve şenlikler düzenlenerek kutlandı. İstanbul, Cumhuriyet’in ilanını emsalsiz bir bayram şenliği içinde kutladı. Gece Ankara’dan telgrafla alınan haber, sabaha kadar İstanbul’un her yerinde duyulmuş, top sesleri üzerine sokağa dökülen halk ne yapacağını bilememiştir. Başta İstanbul belediyesi olduğu halde bütün İstanbullular daha geceden şenliğe hazırlanmışlar, meydanları, sokakları ve evleri süslemişler, her tarafı bayraklarla donatmışlardı. Ertesi sabahın erken saatlerinden itibaren halk
Sultanahmet meydanına doğru akın etmiş, tramvaylar insan seli haline gelmiş olan caddelerde hareket edemedikleri için durmak zorunda kalmışlardı. Bütün okullar da bu şenliğe katılmış, ellerinde bayraklar bulunan öğrenciler geçtikleri yollar boyunca Cumhuriyet lehinde gösteriler yapmışlardır. Beyazıt meydanında Kolordu komutanlığı önünde de büyük bir kalabalık toplanmış, şenlikler yapılarak Cumhuriyet kutlanmıştır. Gece ise bütün caddeler, camiiler, minareler ve resmi binalar elektrikle donatılmış, yer yer fener alayları düzenlenmiş, bir ara yağmur yağmasına rağmen şenlikler sabaha kadar devam etmiştir. Cumhuriyet’in ilanı, İzmir Müstahkem Mevki Komutanlığı’na gece yarısı tebliğ edilmiş ve gece yarısından sonra kaleden atılan toplarla kutlama yapılmış, halk bu sevinçli gelişmeden haberdar edilmiştir. Sabahın erken saatlerinden itibaren İzmir’in her tarafı ve vapurlar bayraklarla donatılmış, halk sevinç ve coşkunluk içinde şenlikler yapmıştır. Valilikte yUksek rütbeli subaylar, mülki görevliler ve şehrin ileri gelenlerinin kutlamaları için bir kabul yapılmıştır. İşçi cemiyetleri ve çeşitli mahallelerden gelen halk gece geç vakitlere kadar şehirde dolaşmışlar, hükümet ve kışla önlerine gelerek tezahüratta bulunmuşlardır.

İstanbul ve İzmir’de yaşanan bu mutlu tablo, bütün Türk şehirlerinde aynen yaşanmış, Cumhuriyet rejimine geçişten dolayı duyulan sevinç, düzenlenen şenliklerle dile getirilmiştir. Cumhuriyet’in ilanı basında da büyük yankılar uyandırmıştır. İstanbul’da yayınlanan gazetelerin çogu muhalif yayın yaparken İzmir basını başından itibaren Cumhuriyeti desteklemiş ve İstanbul basınının muhalefetini kınamıştır. İleri gazetesi Cumhuriyet taraftarı birçok yayın yapmış bu arada i Kasım 1923’te Halife Abdülmecid Efendi’nin M. Kemal Paşa’yı tebrik eden telgrafını ve Paşa’nın bu
telgrafa verdigi cevabı yayınlamıştır. Halife Abdülmecid Efendi’nin telgrafı şöyleydi:

“Reisicumhur M Kemal Paşa hazretlerine;
Bu kere teceddüt eden şekl-i hükümetin millet hakkında hayırlı olmasını Cenab-ı Haktan niyaz ve temenni eylerim. 31 Teşrin-i evvel 1339
Abdülmecid bin Abdülaziz Han “.

Telgrafa Mustafa Kemal Paşa şu cevabı göndermiştir;

“İstanbul’da Halife-i Müslimin Abdülmecid Hazretlerine;
Türkiye Cumhuriyeti hakkındaki hayr-hahane temenniyat-ı hilafet-penahilerine takdim-i teşekkürat ederim. 1 Teşrin-i sani 1339
Türkiye Reisicumhuru Mustafa Kemal”.

Cumhuriyet hakkında en güzel ve tatminkar bilgiler ve haberler İleri gazetesinde neşredilmiştir. Nitekim gazetenin 31 Ekim 1923 tarihli sayısında; “Cumhuriyet ‘in ilanına mecburduk. Çünkü pek muhtaç olduğumuz muntazam ve faal bir hükümet te ‘sisi için en doğru ve en kestirme yol budur. Cumhuriyet ‘in ilanı ile biz İslamiyet’in esasına rücu etmiş oluyoruz. Yeni Türk Devleti, Cumhuriyet’in ilanı ile artık hepimizin beklediği son kat ‘i şeklini almıştır” açıklamasını yapmıştır.
“Cumhuriyet’in Faydaları”, “İslamiyet ve Cumhuriyet” başlıklarıyla da şu ifadelere yer vermekteydi:

“Cumhuriyet ‘i ilan ve kabul etmekle biz bu tarz-ı hükümetle idare edilen demokrat garp milletlerine yaklaşıyoruz. Cumhuriyet idaresi her vatandaşta, memleketin mukadderatına karşı büyük bir alaka tevlid eden bir usuldur. Kabine reisinin bizde de reisicumhur tarafından intihabı gayet musib bir harekettir. Bugün en ziyade muhtaç olduğumuz şey muntazam bir hükümet, faal bir Hey ‘et-i Vekile olduğuna şüphe edilemez. İşte yeni tarz-ı idare bize bunu te ‘min edebilecektir. Garp devletleriyle münasebetimizde bunun muhsinatı görülecektir. Çünkü medeni aleme karışmak isteyen bizim gibi yeni kurulan bir devletin cumhuriyet olması demokrat milletlerin bize karşı izhar-ı temtiyül etmelerine yardım edecektir “.

“Cumhuriyet idaresi şeriat-ı İsıamiye ye en muvafik olan bir tarz-ı hükümettir. Malumdur ki, sadr-ı İsıam ‘da saltanat-ı ferdiye bilinmezdi. Dünyayı adalet ve icraatları ile hayrete garkeden Hülefa-ı Raşidin hazeratı ümmet tarafindan müntehab birer reisicumhur idiler. Fakat bu güzel esas sonraları unutuldu. Menfaatperest, mütega/lib birtakım adamlar milel-i İslamiye ‘nin başına geçerek, saltanat-ı ferdiyeyi te ‘sis etmişlerdir. Bu suretle müslümanlar gitgide inhitata duçar olmuşlardır. Cumhuriyet ile hakimiyet-i milliyenin te ‘lif edilip edilemiyeceğine hala tereddüt eden bazı adamlara tesadüf edilmektedir. Bunlara esasat-ı İslamiyet ‘i hatırlatırız. Biz Cumhuriyet’i ilan etmekle, esasat-ı İslamiye ye rücu ediyoruz. Yeni tarz-ı idaremizin az zamanda büyük menfaatler göstereceğini ümit ederiz “.

Bütün bu tatminkar açıklamalara rağmen Cumhuriyetin ilanı şaşkınlık ve endişe ile karşılayan çevrelerin bazı tereddütleri vardı. Cumhuriyet ne demekti?

Sadece Sultanın hakimiyeti yerine Mustafa Kemal’inkini mi geçirecekti. Halifelik ve onunla birlikte İsliim dünyasının lideri olarak Türkiye’nin durumu üzerindeki etkisi ne olacaktı? gibi sorulara cevap arıyorlardı. Bunların dışında Cumhuriyet’in ilanında acele edildiğini iddia edenler olduğu gibi, Türk milletinin henüz Cumhuriyet’i hazmedecek bir olgunluğa erişmemiş olduğu düşüncesinde olanlar da bulunmaktaydı.

Endişe ve tereddütlerin ana noktasını teşkil eden Hilafet meselesi hakkında 11 Kasım 1923 günlü Tanin gazetesinin bir makalesinde bu tereddütler şöyle dile getirilmekteydi; “Hiddet bizden giderse, beş on milyonluk Türkiye Devleti’nin, alem-i İslam içinde hiç ehemmiyeti kalmayacağını, Avrupa siyaseti nazarında da en küçük ve kıymetsiz bir hükümet mevkiine düşeceğimizi anlayabilmek için büyük bir dirayete lüzum yoktur. Hanedan-ı Osmani’de kabul edilmiş ve binaenaleyh ve ilelebet Türkiye ‘de kalması taht-ı te ‘mine girmiş hiıafeti elden kaçırmak tehlikesini
icad etmek akıl ve hamiyet ile, hiss-i milliyet ile zerre kadar kabil-i telif değildir”.

Bu Hilafet meselesi, sadece ülkede degil, Türkiye sınırlarının çok ötesinde de ilgi uyandırdı. Özellikle Hindistan müslümanları arasında Cumhuriyet rejiminin nimetleri hakkında endişeli soruştunnalara yol açtı. Ancak Mustafa Kemal’in; “Hilafete laarruz edenler, milel-i İslamiyeden Türk’ü çekemiyenler değildi. Fakat Çanakkale ‘de, Suriye’de, Irak’ta lngiliz bayrakları altında Türklerle vuruşan milel-i İsıamiye idi” mealindeki sert bir cevabıyla karşılaştılar.

Cumhuriyet’in ilanını erken ve aceleye getirilmiş bir girişim olarak gören Tanin gazetesi başyazarı Hüseyin Cahit Bey’in hilafetin yanısıra bir kuşkusu da Mustafa Kemal’in bundan böyle tek başına davranacagı yolunda idi. Türkiye’deki muhafazacı muhaliflerin Cumhuriyet’e karşı esas itirazı, Cumhuriyet’in Türk ulusunun hem kendi İsliimi ve imparatorluk geçmişiyle, hem de bu kadar uzun süre \iderleri oldukları müslüman dünyasıyla baglarını tehlikeye koyacagı endişesinden kaynaklanmaktaydı. Ancak gelişen olaylar bunların bu iddia ve düşüncelerinde ne kadar yanılmış olduklarını açıkca gösterdi. Nitekim Cumhuriyet hakkında tereddütü olan zümreler bu tavırlarını değiştirerek sonraki Cumhuriyet bayramlarında yerlerini almışlardır. 

Tanin gazetesinin yanısıra, yine İstanbul’da yayınlanmakta olan Vatan ve Tevhid-i Efkar gazeteleri, zaman zaman Cumhuriyet’in erken ilan edildigi hakkında tenkit yazılarına yer vermişlerdir. Yenigün ve Hiikimiyet-i Milliye gazeteleri ise Cumhuriyetçi çizgide, birlik ve beraberliği saglama gayesi güden yazılar yazmış ve diger gazetelerin muhalefet etmelerini de açıkca eleştirmekten geri kalmamışlardır. İstanbul basınının kısmi muhalefetine karşılık İzmir basını başından itibaren Cumhuriyet’in iliinını desteklemiş ve İstanbul basınının aleyhteki yazılarına karşı çıkmıştır. Cumhuriyet’in ilan edildigi günlerde İzmir’de Türk Sesi, Anadolu, Ahenk, Hizmet Sada-yı Hak, Türk İli ve Ahali gazeteleri Çıkmakta ve Cumhuriyet’in lehinde yazılar yayınlanmaktaydı. Ömegin Ahenk gazetesinin 31 Ekim 1923 tarihli sayısında Cumhuriyet’in Hanından övgüyle bahsedilmiş, İzmir halkının büyük bir mutluluk ve sevinç içinde Cumhuriyet lehinde tezahuratta bulunduğu ve şenlikler yaptığı anlatılmıştır.

İzmir’de yayınlanan ilk Türk gazetesi olan Türk Sesi ise, Cumhuriyet’in ilanından önce neşrettiği yazılarda Cumhuriyet’e zemin hazırlamaya ve bu idareyi halka tanıtmaya çalışmıştır. Nitekim 17 Ekim tarihli gazetede, Mahmut Esat imzasıyla çıkan yazsıda; yeni Türkiye ‘nin eski idare makinesiyle yürümeyeceği üzerinde durulmuş, yeni hayatın ihtiyaçlarına göre kurulmuş bir devlet makinesine ihtiyaç olduğu dile getirilmiştir. Ayrıca, “16 Mart işgalinden sonra teessüs eden ve milli hükümet esasen Cumhuriyet ‘ten başka birşey değildi. TBMM hükümetle hiddeti tefrik ettiği dakikada bilfiil ve bilkuvve bir Cumhuriyet olduğunu ilan ediyordu” degerlendirmesine de yer verilmiştir.

İzmir halkının Cumhuriyet’i candan desteklemesinde muhakkak ki bu yazıların olumlu tesirleri olmuştur. Cumhuriyet’in ilanı sadece ülkede degil, ülke dışında da büyük yankılara sebep olmuş ve memnuniyetle karşılanmıştır. Cumhuriyet’in ilanının yabancılar tarafından nasıl karşılandıgı konusundaki bilgileri i Kasım 1923 tarihli İkdam gazetesinden takip edebilmekteyiz. Haber şöyleydi;

“Yeni şekl-i devletimizin ecnebiler nezdindeki tarz-ı teldkkisini anlamak için dün bir muhabirimiz şehrimizdeki ecnebi mahafilinde tedkikatta bulunmuştur. ‘T’BMM Hükümeti ‘nin hükümet-i Cumhuriye şekline inkılabı Fransızlar mahafilinde pek iyi ve şdyan-ı memnuniyet akisler tevlid etmiştir. Kendileri de hükümet-i Cumhuriye ile idare edilen Fransızlar Türkiye ‘nin de cumhuriyet oluşunu Türklerin atisi için pek hayırlı görmektedirler.

Diğer ecnebiler, Türkiye Hükümeti ‘nin cumhuriyet inkılabı ile devlete hakiki bir şekil verilmiş olduğu kanaatindedir. Harici düşmanlarına karşı istiklallerini müdafaa ve muhafaza eden ve onu her ne pahasına olursa olsun te ‘min etmek isteyen Türkler kendi istiklallerinin parlak olması için elbette iyi bir çığır takip etmek isterler. Binaenaleyh cumhuriyetçi Fransızlardan başka diğer ecnebiler de Türkiye ve Türkler için cumhuriyetin mesut ve müteyemmen olmasını temenni ediyorlar “.

Bu arada dikkate değer bir yankılanma Fransızlardan gelmişti. Fransız temsilcisi Yenigün gazetesinde yayınlanan demecinde, Türkiye’de bağımsızlık savaşından sonra ilan edilen Cumhuriyeti, Fransızların 1871 savaşı yenilgisinden sonra İmparatorluk rejiminden Cumhuriyet’e yönelmelerine benzeterek şunları söylemişti: “Dünya, Türk Hükümeti ‘nin Cumhuriyet’e dönüştürülmesiyle devlete gerekli biçimin verildiği kanısındadır. Düşmanlarına karşı ne pahasına olursa olsun bağımsızlıklarını savunan ve koruyan Türkler, geleceklerinin aydınlık olması için iyi bir çığır açmışlardır. Cumhuriyetçi Fransızlardan başka, öteki yabancılar da Cumhuriyet’in Türkiye ve Türkler için mutlu, uğurlu ve kutlu olmasını dilerler”. Cumhuriyet’in ilanı, yeni Türkiye tarihinde hakkıyla bir dönüm noktası olarak nitelendirilebilir. Çünkü o güne kadar Mustafa Kemal, düşmanlardan oluşan bir dünyaya karşı savaşarak onun istiklalini kazanmayı başarırken, her alanda ilerlemeyi öngören büyük devrimini aynı başarıyla uygulamaya koymayı ve üstelik Türkiye
Cumhuriyeti’ne Avrupa milletleri topluluğunda önemli bir yeri sağlamayı bilmiştir.

 

Seçilmiş Bibliyografya;

· Afet İnan, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi, Ankara 1977.
· Atatürk’ün Söylev ve Demeçieri, III, Ankara 1989.
· Enver Ziya Karaı, Atatürk ‘ten Düşünceler, İstanbul 1981.
· İzzet Öztoprak; Kurtuluş Savaşında Türk Basını, Ankara 1981.
· Kazim Özalp-Teoman Özalp, Atatürk ‘ten Anılar, İstanbul 1995.
· Lord Kinross, Atatürk, Bir Milletin Doğuşu, (Türkçesi: Necdet Sander), İstanbul 1984.
· Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali, İstanbul 1967.
· Mahmut Goloğlu, Türkiye Cumhuriyeti (1923), Ankara 1971.
· Mazhar MUfit Kansu, Erzurum ‘dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, I, Ankara 1988.
· Mehmed Safvet, Türkiye’de Demokrasi İnkılabı, İstanbul 1928.

. Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, (Hazırlıyanlar: Birol Emi!, Melin Haser, Mehmet Ali Aydın) II, İstanbul 1989.
· Paul Dumont, Mustafa Kemal, (Tercüme eden: Zeki Çevikkol), Ankara 1994.
· Selami KılıÇ, II. Meşrutiyetten Cuhuriyet Türkiyesine Türk İnkıldbmm Fikir Temelleri, Erzurum 1988.
· Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi III, Yeni Türkiye’nin Oluşumu (1923-1938), İstanbul 1998.
· Utkan Kocatürk, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi (1918-1938), Ankara 1983.
·Yahya Akyüz; Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu, Ankara 1988.

KAYNAK:

Özcan, B . (2010). CUMHURİYETİN İLÂNI VE YANKILARI . Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi , 0 (11) , . Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/ataunitaed/issue/2849/39352