CAMİ VE MÜZE TARTIŞAMALARI ARASINDA;

AYASOFYA’NIN HİKAYESİ

YAZAN : SERDAR ALP ÖZTÜRK

 

ÜÇ BİLGE KIZ (PİSTİS, ELPİS, AGAPE) VE AZİZE  SOFIA  

Hristiyan inancın erken yıllarında; Ortadoğu, Akdeniz ve Avrupa’nın yegane gücü Roma İmparatorluğuydu. 

Hz. İsa’nın öğretileri, Kudüs bölgesinin Romalı yöneticilerini ve bürokrasisini rahatsız etmemekteydi. Neticede Romalılar çok Tanrılı bir inanç sistemine sahipti ve yerel inanç ve öğretiler üzerinde baskıcı olmamaktaydılar. Yerel nüfus olan Yahudi cemaati ise Hz. İsa’nın öğretilerine şiddetle muhalefet etmekte ve ona karşı baskı kurmak için çaba göstermekteydiler. Yahudiler Hz. İsa’yı  kendi elleriyle cezalandırmak yerine Roma’nın gücüne havale etmeyi uygun bulmuşlardı.   

Ve Hz. İsa Romalılar tarafından çarmıha gerilerek cezalandırıldı. (Hristiyan inancından çarmıha gerilenin İsa, İslam inancında ise çarmıha gerilenin onu ihbar eden Havari Yahuda’nın olduğuna inanılmaktadır) 

Hz. İsa’nın annesi ve arkadaşlarından bir kısmı çarmıha gerilişten sonra oldukları coğrafyadan uzaklaşarak başka yerlere gitmişlerdi. Hz. İsa’nın öğretileri arkadaşları olan Havariler ve Annesi Hz. Meryem aracılığıyla, merkez ortadoğu olmak üzere birçok yerde büyümeye başlamıştı. Bu büyüme büyük bir coğrafyaya hükmeden Roma İmparatorluğu içerisinde olmaktaydı. Romalı yöneticiler ile pagan inancına sahip Romalılar tarafından bu durum çok hoş karşılanmıyordu. 

İlk dönem Hristiyanlar, çeşitli işkence ve zorlamayla karşı karşıya kalmaktaydılar. İnançlarından vazgeçmeleri hususunda ciddi yaptırımlara maruz kalmaktaydı. 

Bunlar arasında Latince kaynaklarda Sapientia (Bilgelik) ve üç arkadaşı Spes(Umut), Fides(İnanç) ve Caritas (Yardımseverlik) olarak geçen dört kadının hikayesi vardır.

Hikayenin MS üçüncü yüzyılın ortalarında veya dördüncü yüzyılın başlarında yaşandığı düşünülmektedir. Bu hikayeye göre Hristiyan olan dört kadının, Romalı yöneticilerce ciddi işkencelere maruz bırakıldığı ve bazı rivayetlere göre yakılarak bazı rivayetlere göre diğer şekillerde öldürüldüğü iddia edilmektedir. 

Hristiyanlığın ilk yıllarında yaşanan bu trajedi nedeniyle Sofia ve üç kızı (arkadaşı) Ortodoks ve Katolik dünyasınca Azize olarak kabul edilmesine neden olmuştur  

Doğu Hristiyan (Ortodoks) inancı, Pistis, Elpis ve Agape ve anneleri Sofia olarak betimlerken, Batı Hrsitiyan (Katolik) inancı  Sapientia (Bilgelik) ve üç arkadaşı Spes, Fides ve Caritas (Umut, İnanç ve Yardımseverlik)  şeklinde betimlemiştir. 

Her iki durumda da Bilgeliğin ana güç umuti inanç ve yardımseverliğin itici güç olduğu öğretisinin, Hristiyanlarca benimsenmesi için sembol değer haline gelmesine neden olmuştur. 

ESKİ ROMA’DAN YENİ ROMA’YA 

İmparator Konstantin, Roma’nın gücünü daha küçük bir şehir olan Byzas’a taşıdı ve bu şehre Yeni Roma (Nova Roma) adını verdi. Şehrin imarı hususunda ciddi çalışmalar yaptı. Konstantin’in ölümünden sonra şehre onun anısına Konstantinapolis (Konstantin’in Şehri) adı verildi. 

Nova Roma’nın inşa yılları, ilk Hristiyanlık yıllarına denk düşmekteydi. İmparator Konstantin her ne kadar hristiyan olmasa da hızla büyüyen hristiyanlığın gücünün farkındaydı ve bu inanca karşı diğer imparatorlardan farklı olarak daha müsamahalı davrandı. 

AYASOYFA’NIN İNŞA VE GELİŞİM HİKAYESİ

Nova Roma’nın tamamlanan ilk kilisesi  Aya İrine kilisesiydi. Günümüz Ayasofya Camisinin olduğu yerde, MS dördüncü yüzyılın ortalarında bir atriyum (üstü kapalı geniş alan) olduğu daha sonrasında ise ahşaptan Konstantinus adında bir kilise inşa edildiğine dair net olmayan beyanlar vardır.

Kilisenin yapımından yaklaşık bir asır sonra Bizans İmparatoriçesi  Aelia Eudoxia ile Konstantinapolis Patriği  John Chrysostom arsında yaşanan çatışma ve sonrasında patriğin sürgüne gönderilmesiyle şehirde isyanlar başladı ve kilise yanarak yok oldu.

Alanda ki ikinci bir kilise ise  10 Ekim 415’te göreve başlayan II . Theodosius tarafından yaptırıldı. Ahşap çatılı bazilika, mimar Rufinus tarafından inşa edildi. Nika İsyanı kargaşası sırasında bir yangın başladı ve 13-14 Ocak 532’de ikinci Ayasofya yandı.İkinci kiliseden birkaç mermer blok günümüze ulaşmıştır; bunların arasında 12 havariyi temsil eden 12 kuzuyu tasvir eden kabartmalar  bulunmaktadır.  Başlangıçta anıtsal bir ön girişin parçası olarak, Alman arkeolog Alfons Maria Schneider tarafından 1935’te batı avlunun altında keşfedildikten sonra müzenin girişine bitişik bir kazı çukurunda sergilenmektedirler. Binanın bütünlüğüne etkilemesi korkusuyla daha fazla kazı çalışmaları devam edilmedi. 

23 Şubat 532’de, ikinci bazilikanın yıkılmasından sadece birkaç hafta sonra, İmparator Justinian, öncekilerden daha büyük ve daha görkemli, üçüncü ve tamamen farklı bir bazilika inşa etmeye karar verdi.

Yapının geometrik anlayışı, İskenderiyeli Heron’un matematiksel formüllerine dayanmaktadır.

İmparator Justinian, mimar olarak geometri ve mühendis Miletli Isidore  ve matematikçi Tralles Anthemius’u seçti. Anthemius, çalışmanın ilk yılında öldü. İnşaat, Bizans tarihçisi Procopius  “De aedificiis” isimli eserinde bu konu detaylı bir şekilde açıklanmaktadır. Akdeniz boyunca imparatorluğun her yerinden sütunlar ve diğer mermerler getirildi.  Mermerler özellikle Ayasofya için yapılmış olmalarına rağmen, sütunlar boyut olarak farklılıklar göstermektedir. Kilisenin yapımında on binden fazla kişi çalıştı. İskenderiyeli Matematikçi Heron’un teorilerinin inşa sırasında kullanıldığı düşünülmektedir. 

İmparator Justinian, inşaat başlangıcından 5 yıl ve 10 ay sonra Patrik Menas ile birlikte, 27 Aralık 537 tarihinde büyük bir ihtişamla yeni bazilikayı açsa da Kilisenin içindeki mozaikler ancak İmparator II.  Justin (565-578) döneminde tamamlanmıştır. Bitirilen kiliseye bilgelik ve saflığın anası olarak görülen Azize Sofia’nın adı verildi.

Ağustos 553 ve 14 Aralık 557’deki depremler, ana kubbe ve doğu yarım kubbede çatlaklara neden oldu. Ana kubbe 7 Mayıs 558’deki bir sonraki deprem sırasında tamamen çökmesine, Ambon, sunak ve ciborium’u yok olmasına neden oldu. Çöküş, esasen dayanılmaz derecede yüksek taşıma yükü ve kubbenin çok düz olan muazzam kesme biçiminden kaynaklanmıştır. Bu durum kubbeyi ayakta tutan iskelelerin deformasyonuna neden oldu.

İmparator yeniden yapılması için yeniden talimat verdi. Yıkılan yerlerin yapımını Miletli Isidore’un yeğeni Genç Isidorus’a emanet etti. Jüstinianus emirleri ile  560 senesinde Baalbek, Lübnan’dan getirilen sekiz Korint sütun demonte edildi ve 562. yılında tamamlandı.

726’da imparator Leo Isaurian, kiliseler içinde bulunan imgelemlerin aleyhine bir dizi emir yayınlayarak ordunun Bizans ikonoklazması döneminde başlayarak tüm ikonları yok etmesini emretti. O zaman, tüm dini resimler ve heykeller Ayasofya’dan çıkarıldı. İmparatoriçe Irene (797-802)  yönetimindeki kısa bir tekrardan sonra ikonalar geri getirildi. İmparator Theophilus (829-842) , kilisenin güney girişinde monogramları bulunan iki kanatlı bronz kapılara sahipti .

Bazilika, 859’da büyük bir yangında ve yine 8 Ocak 869’daki bir depremde, yarım kubbelerden birini çökerten hasara uğradı. 

Ekim 989 tarihinde yaşanan 25 büyük depremden batı kubbe kemeri çöktü. İmparator Basil II, emriyle Trdat ve isimli mimarlar görevlendirildi. Altı yıllık onarım ve yeniden yapılanma sonrasında, oluşan hasar giderilmiş, tavana dört büyük melek resminin eklenmesi de dahil olmak üzere kilisenin süslemeleri yenilenmiştir. Bunlara ek olarak kubbe üzerinde yeni bir İsa tasviri, Cuma günleri Mesih’in gömüldüğü bir bez ve apsiste, Petrus ve Pavlus arasında İsa’yı tutan Meryem Ana’nın yeni bir tasviri, büyük yanlarda kemerler peygamberlere ve kilisenin öğretmenlerine ait resimler yapılmıştır.  

HAÇLI KRALLIĞI VE AYASOFYA 

Enrico Dandolo’nun Ayasofya içinde ki mezarı    

1204 Senesinde ki Haçlı Seferi sırasında Konstantinapolis, Katolik ordusu tarafından işgal edildi. 1261 senesinde sonlanan Katolik yönetimi boyunca Ayasofya kutsal bir mabet olarak görüldü ve Roma katedraline dönüştürüldü.

Venedikli bir komutan olan Enrico Dandolo I.Matvin ismiyle, 16 Mayıs 1204’te Ayasofya’da Bizans geleneklerine uygun biçimde bir törenle imparator olarak taç giydi. Dandolo, öldüğünde üst katın doğu tarafına düşecek şekilde kilisenin içinde gömüldü.

1261’de Bizanslılar tarafından yeniden ele geçirildikten sonra kilise harap bir haldeydi. 1317’de imparator Andronicus II, ölen karısı Irene’nin mirasıyla finanse edilen dört yeni payandaya (Bina destekleme kolonu)  inşa edilmesini emretti. 1344 Ekim depreminden sonra kubbede yeni çatlaklar oluştu ve binanın bir kısmı 19 Mayıs 1346’da yıkıldı. Kilise, mimarlar Astras ve Peralta tarafından onarımların yapıldığı 1354 yılına kadar kapalı kaldı.

İSTANBUL’UN FETHİ VE AYASOFYA CAMİSİ 

29 Mayıs 1453 senesinde Fatih Sultan Mehmet komutasında ki Türk ordusu tarafından Konstantinopolis ele geçirildi. Yeni Roma’nın sembolü olarak görülen Kilise Fatih Sultan Mehmet‘in emriyle camiye dönüştürüldü ve ilk cuma namazı orada kılındı

Fatih Sultan Mehmet tarafından Ayasofya’nın tamir,bakım ve onarım çalışmaları için bir vakıf kuruldu. 1478 tarihli kayda göre Vakfın bünyesinde ; 2.360 mağaza, 1.300 ev, 4 kervansaray, 30 boza dükkanı ve 23 Kelle, Paça dükkanı ve Kapalıpazar’da ve bazı pazar yerlerinde bulunan bazı bölümlerde eklenmişti. 

Fatih döneminde, minaresi olmayan mabedin güneybatı istikametine ahşaptan bir minare dikildi. II. Beyazıd dönemine kadar bu ahşap minare görev görse de padişah’ın emriyle yerine ve Kuzeydoğu köşesiyle beraber her iki köşeye kırmızı tuğladan  iki minare dikildiyse de 1509 depreminde minarelerden birisi çöktü.

Diğer köşelerde ki minareler ise Sultan II. Selim emriyle Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir. Bu esnada binanın dış görünümü ve güçlendirme çalışmaları da ayrıca yapılmıştır.

Ahali tarafından fresklerin tılsımlı olduğu güçlüydü ve taşları sıklıkla sökülmekteydi.1717 senesinde Sultan II. Ahmet döneminde Cami içinde freskler yenilenmişti. 

Sultan I. Mahmut döneminde Camiye ana kompleksine ek olarak şadırvan, imarethane, medrese ve kütüphane eklendi. 

Mimar Gaspare Fossati

Ayasofya’nın restorasyonu Sultan Abdülmecid‘in emriyle, İsviçre-İtalyan mimar kardeşler Gaspare ve Giuseppe Fossati’nin gözetimi altında 1847-1849 yılları arasında sekiz yüz işçi tarafından tamamlandı  Mimar kardeşler kubbeyi ve tonozları birleştirdiler, sütunları düzelttiler ve binanın dış ve iç dekorasyonunu revize ettiler. Üst galerideki mozaikler açığa çıkarıldı ve temizlendi, ancak birçoğu “daha fazla hasara karşı koruma için” kurtarıldı. Eski avizelerin yerine yeni kancalı avizeler getirildi. Yeni devasa dairesel çerçeveli diskler veya madalyonlar sütunlara asıldı. Bunlara Allah, Muhammed, Dört halife ve Hasan ile Hüseyin’in lafızları Hattat Kazasker Mustafa İzzed Efendi (1801-1877) tarafından çizildi.

1850’de mimarlar Fossati, caminin arkasındaki kraliyet alanına bağlı Neo-Bizans tarzında yeni bir padişah mahfili inşa etti. Ayrıca minber ve mihrap yenilendi. Ana binanın dışında, minareler eşit yükseklikte olacak şekilde tamir edilmiş ve değiştirildi. Restorasyon bittiğinde, cami, 13 Temmuz 1849 tarihinde tören ihtişam ile yeniden açıldı.

AYASOFYA’DA KABRİ BULUNAN OSMANLI HANEDAN MENSUPLARI 

Ayasofya Camii içerisinde ilk türbesi yapılan padişah Sultan II. Selim‘dir. daha sonrasında III. Murat, III. Mehmet, I. Mustafa ve I. İbrahim’in definleri buraya yapılmış ve türbe haline çevrilmiştir. I. Mustafa ve I. İbrahim‘in gömülü olduğu alan Bizans döneminde vaftizhane sonra ki yıllar ise kandil yağ depolama alanı olarak kullanılmış sonrasında türbe olarak tasarlanmıştır. 

Padişahların yanı sıra Nurbanu Sultan, Safiye Sultan valideler ve onların şehzade ve kızları, Padişahın kız kardeşi Sokullu Mehmet Paşa’nın eşi İsmihan Sultan’ın yanı sıra Sultan III. Murat‘ın şehzadelerinin mezarları buradadır. 

Toplamda beş ayrı alanda 150 civarında mezar bulunmaktadır. 

GÜNÜMÜZDE 

1935 senesinde M. Kemal Atatürk‘ün imzaladığı bir kararla Ayasofya Müze haline dönüştürülmüş ve arkeolojik çalışmalar başlatılmıştır. Amerikalı arkeolog Thomas Whittemore liderliğinde ki bir ekip tarafından yürütülen çalışamalar sonucunda  birçok mozaik ortaya çıkarıldı. 

Ayasofya, bina yapısında ve duvarlarında bozulmaya neden olan doğal afetlerin kurbanı olmuştur. Ayasofya’nın duvarlarının bozulması doğrudan tuz kristalleşmesi ile ilgili olabilir. Tuzun kristalleşmesi, Ayasofya’nın bozulan iç ve dış duvarları için sorun teşkil eden yağmur suyunun girmesinden kaynaklanmaktadır.  

Bu araştırmalar sırasında 532-537 arasında Ayasofya’nın altında inşa edilen bir yüzey altı yapısı, yüzey altı yapısının derinliğini belirlemek ve Ayasofya’nın altındaki diğer gizli boşlukları keşfetmek için LaCoste-Romberg gravimetreleri kullanmaktadır. LaCoste-Romberg gravimetrelerinin kullanıldığı bu bulgularla Ayasofya’nın temelinin doğal bir kaya eğimi üzerine kurulduğu da keşfedildi.

Son yıllarda binanın bakır çatısı çatlamış ve kırılgan freskler ve mozaikler üzerinde su sızmasına neden olmuştu. Nem de aşağıdan girmiştir. Yükselen yeraltı suyu anıt içindeki nem seviyesini yükselterek taş ve boya için uygun olmayan bir ortam yaratmıştı.

WMF, kubbenin restorasyonu için 1997’den 2002’ye kadar bir dizi hibe verdi. Çalışmanın ilk aşaması, TC Kültür Bakanlığı’nın katılımıyla gerçekleştirilen çatlamış çatının yapısal stabilizasyonu ve onarımını içeriyordu. İkinci aşama, kubbenin iç kısmının korunması üzerineydi. 2006’ya kadar WMF projesi tamamlandı, ancak Ayasofya’nın diğer birçok alanı önemli istikrar iyileştirme, restorasyon ve korumaya ihtiyaç duymaktadır.